16 Kasım 2021 Salı

Adım Adım

"Adım adım yürüsün zaman. Sayfalar aksın zamanla birlikte. Küçük ayaklar büyük ayak izlerinin üzerine basıp güçlensin. Çimenler bayram etsin sokak köpeklerinin adımlarıyla dövüldükçe. Ağaçlar selam dursun bize. Gözlerini diksin sincaplar. Elleri kirli, pasaklı oğlan çocuğu yol üstünde gördüğü toprağı eşelesin. Ablası babetleri kirlendi diye titizlensin. Bir baba ne bulduysa getirsin piknik örtüsüne yığıversin. Küçük kız solucanların peşine takılır sonra. Annesine sorar; "Neden ayakları yok bunların?"..."

Sana böyle güzel cümlelerle haydi aile olalım demek isterdim. Ama ben adım adım... Savrulalım diyorum. Belki hep savruk olduğumdan. Direncimin zayıflığından savrulmanın rahatlığına sığınıyorum. Hiçbir şey demiyorum bu nedenle. Hem sana hem de kendime tek bir söz etmiyorum. Olur da büyüsü bozulur diye. Savruluyorum. 

13 Kasım 2021 Cumartesi

Düşmekten Korkmuyorum

Parkelerde kaysın çoraplı ayakların. Dengede durmaya çalışma şimdi. Seni beklerken öğrendim ben ayağım kaymadan nasıl yürüyebilirim. Buzlu yollarda nasıl basmazsam ayakta kalabilirim, biliyorum artık. Oysa daha çok yolumuz var seninle. Merdiven inmeyi, basamaklardan teker teker çıkmayı denedim. Çoğu zaman basarken zihnimden akıp giden düşüncelerle tökezledim. Üst basamağın nerede başladığını, ayağımın altındaki basamağın nerede bittiğini kestirmesi uzun sürdü. Ben adımlarımı sayarken kalp atışlarımın ritmi de artıyordu. Ama bugün öyle bir gün değil. Şimdi aç kollarını. Bırakalım bizden başka herkes düşmekten korksun. Eğer sen de düşmekten korkmazsan yemeklerin içine bir çimdik senden katarım. Biraz nefesinden, biraz sesinden karışır kereviz salatasına. Şimdi mutfak karolarına bakıp akşama ne yapsam diye düşünecek zaman değil. Sen abla dediğinde mutfakta ne varsa  bereketlenir zaten.

Bugün saklambaç oynayalım seninle. Yakalandığında alı al moru mor yüzüne bakayım ben. Sonra dön gel sen yakala beni. Yakalar yakalamaz salıver. Bırak kaçayım. Ne zaman büyüyeceğimi sor bana mesela. Yürüyen merdivenlerin bantlarına oturmaktan ya da sokak kedileri ile beraber boşluğu seyretmekten ne zaman vazgeçeceğimi öğrenmeye çalış. Koltuğun yüksek kenarına çıkarak sırtıma atla. Boynuma dola kollarını. Sıkıca sararsan nefessizlikten şikayet etmem. Kollarını gevşetmeye çalışır gibi yapıp gülerim sadece.  

Kapıların kenarlarından tutup eşiklerden geçmeme engel ol sen. Kapılar demişken, kırılması kolay kilitlerle kapat her tarafı. Çıkması mümkün olsun. Ama kimse çıkıp gitmesin. Daha dans edeceğiz seninle. Afrika'nın yerli kabilelerine katılmadan önce antrenman yapacağız. Düşmekten korkmazsan belki elimde temizlik tüyü ile şarkılarına eşlik ettiğimi bile görebilirsin. 


 

7 Kasım 2021 Pazar

Haşarı

Çok yüksek sesle konuşma. Kulağıma fısıldasan da olur. Bu hengame arasında eğer sarılamazsan bana hiç darılmam. Yalnız ufacık bir tebessüm et, o yeter babana. Türlü haşarılıklar, yerli yersiz muzur tavırlar sergileyeceksin mutlaka. 

En çok kendine zarar vereceksin saçları iki yandan toplanmış küçük hanım. Doğan gereği pek söz dinlemezsin. Ama için ekşidiğinde hep babanın dizi dibine çökersin. "Ne'n var?" derler. Susarsın. Özlem desen, hep içinde gizli saklı. 

Ayakları yalın, yollarda koşan küçük kadın. Ellerinde otoban kenarından topladığın kır çiçekleri. Çamurlu ayakkabıların bugün evin kapısında kalsın. Sen tüm yaramazlıklarını yap koş gel bana. Ortalık toz duman olsa da körebe oynarız seninle. Yaşama mola verip sana masallar anlatırım. Masal biterse ben görevime dönerim yavrucuğum.

2 Kasım 2021 Salı

Kaldırımlara Şarkı Söyleyen Kadın

Günlerden bir gün bir kadın düşmüş kaldırımlara. Türküler tutturmuş, taşların arasına sıkıştırmış. Hayal aleminde bir dünya kurmuş ve kapılarını kapatmış. Nesi var nesi yoksa orada saklamış.  Bilirmiş ki anlamayacak kimse portakaldan salatasında niçin ördek sosu var. Basmadan eteğinin beline neden ip dolamış. Neden zaman zaman durgun, zaman zaman bozuk, zaman zaman hiperaktif bu kadın? Soruların yanıtı çalgının hünerinde.

Notaların yazılı olduğu deftere çalarken hiç bakmaz. Bir hırsız da çalarken paraya bakmaz. Baksa baksa belinden silahını çeken polislere bakar. Bir de esir aldığı insanlara... Belki yola, yoldakilere... Seyyar satıcı dediğin de kolaçan eder ki ortalığı kovalamasın zabıta. 

Oysa kaldırımlar ağır ağır basanı da pür telaş koşanı da duyar. Şarkı söyleyeni de sinkaflı küfürlerle kırıp geçireni de ağırlar. Amelie'nin hikayesi nasılsa öyle kaldırımlara şarkı söyleyen kadının da öyküsü. İçi kıpırtılarla dolup taşan gözlerinde iyilikten mühürler saklanan kadınlar onlar. Şaşkınlığını, merakını, utancını hep aynı bakışın ardına gizleyip pusuda bekleyen kadınlar, onlar bizim kadınlarımız. Ve ne yaşamdan kutsal ne tabiattan aşağı... Akışta var olan her insan gibi onlar da kaldırımlara şarkı söyler.

26 Ekim 2021 Salı

İstasyonda

The New Yorker'dan...
Tomris Yaşam'ın evinden çıktı. Şapkasının tüyünü okşadı. Yakalarını sıkıca kavradı. Tek tek düğmelerini yokladı. Ellerini ovuşturup rüzgarın yaladığı kollarına sürttü. Çantasında bir şeyler ararken acele adımlarla koştu, kaldırımlar ayaklarına bastı. Etekleri rüzgarla dans ediyordu bugün. Kulaklarına rüzgar üflüyordu. 

Sokak lambalarının titrek ışığı dışında hayat emaresi yok bu kentte. Karanlık çöktükten birkaç saat sonra hep böyle durur yaşam. Duruşuyla Tomris'i de durdurur. Yaşam böyle ister. O ne vakit dursa Tomris de dursun. Hatta o durmasa da Tomris dursun. Yerinde kalsın. Zincirlerini hiç kırmasın. Tutsak, köle... Hüküm giysin mesela ama elbise giymesin Tomris.

Ayaz iliklerine işler Tomris'in. Ellerinin damarları iyice morarır eldivenlerinin içinde. Bu kış gecesinde sokak köpekleri uluyarak parklarda dolaşıyor. Bazen havlamalarıyla ürkütürler güvercinleri. Kedileri kaçırırlar parklardan. Yürüyüşe çıkan insanlar varsa onları yoldan döndürürler. İstanbul'da sokak köpekleri Ankara'dakiler kadar saldırgan değildir. 

Gar adım adım geldi ayaklarına. Uzunca bir yürüyüşün ardından sabah trenine yetişmişti. Son yarım saati trenin içinde ısınarak geçirecekti. Yaşam'ı ardında bırakmıştı. Ankara'yı, kentini, kendini ardında bırakmıştı. Trende herhangi bir koltuğun kenarına ilişip pencereden son defa seyredecekti sevgilisini. Bu sabah buzların üzerinde kayan ayakları şimdi rayların üzerinde kayacaktı. Tomris Ankara'dan İstanbul'a gelecekti sonunda. Bunca zaman planlarını yaptığı, kurduğu bozduğu her şeyi burada başlatıyordu. Annesine dönüyordu. Yuvasına... Baba ocağına... 

Çantasında bir takım gecelik, bir takım gündelik kıyafet ve araştırmalarında gerekli olacak kitaplar. Bunlara ek kağıt, kalem, kalem traş, silgi... Yalnızca en önemli gereçlerini alabilmişti yanına. Kalan eşyaları toplamaya Aybike'yi göndermeyi düşünüyordu. Elbette Yaşam tüm varlığında hak iddia edip el koymazsa. 

İstasyonlara ev sahipliği yapacak bugün Tomris. Trenler gibi rayların üzerinden akarak tüm istasyonları ağırlayacak. Tomris bazen virajlarda enkaza dönmemek için uğraşacak. Gazdan ayağını çekecek, direksiyonu kıracak bazen yaptıkları yetmeyecek. Bir virajda yaşama kafa tutacak. Cebinden bir kağıt kalem çıkaracak Tomris. İstanbul'a ayak basar basmaz ona bir mektup postalayacak. Yaşam artık çok uzaklarda.

21 Ekim 2021 Perşembe

Ah Kavaklar Ah Kadınlar Ah Kadınlarımız

Fotoğraf alıntıdır.
Rüzgar sallasın saçakları. Kadının etekleri havalansın. Dans etsin otlar. Ocakta yemek kaynasın. Bir kadın iki arada bir derede bir sepet çamaşır assın. Çocuklarının kıyafetlerini, kocasının gömleklerini ipe dizsin. Naylon çamaşır ipine duygularını tutuştursun. Gizli kapaklı tüm kırgınlıklarını rüzgara teslim etsin. Rüzgar alsın götürsün uzak diyarlara. Kadının omuzlarından dünyanın yükü kalksın.

Kadının yüzünü hoyrat bir makasla eski bir fotoğraftan oysunlar. Anlatamadığı her şeyi fotoğrafın ardına yazsınlar. Çamaşır yıkayan elleri mi üşümüş? Kirli adamların ellerinde mi solmuş yüreği? İçi mi sızlamış? Çalışmaktan yorgun mu düşmüş? Omuzları mı çökmüş yoksa yanakları mı pörsümüş? Belki dudaklarının kırmızısı kaçmıştır. Tırnaklarının dipleri morarmıştır.

Yanağının yarısı arkasına dertlerini yazdığı fotoğrafta kalsın. Susup söyleyemedikleri ile tamamlansın fotoğraftaki eksiği. Acı düşmüş ne de olsa peşine. Ki onunla kör ebe oynar kadın. Tutar kolundan sıkıca kavrar. Kadın yakalansa bile sıyrılıp kaçar acının kollarından. Kolunun alı al moru mordur. Omzunda bir kanlı el, bir kesik ve kan damlaları. Tırnak mıydı derisini kazıyan? Belki makas değdi kesti, çekti, kopardı etini. Kavak ağacını andıran edasına aldırmadan omzu kanar.

Rüzgarın ıslıklarını dinler kadın. Rüzgarla eğilir boyu. Çamaşırlarla salınır saçları. Kavak ağaçları ile birlikte yerin altına nüfuz eder kökleri. Kabullenişin, tükenişin, varoluşun tek vücutta toplanışıdır kadın. Sonsuz diyalektiğin vatanıdır. Ancak omzundaki yükleri almalı rüzgar. Yanağındaki busenin izlerini silip süpürmeli kavak yaprakları. Oyulmuş yüzünü doldurmalı görünmez bir el. Eski fotoğraflardan sıçrayıp girer hayatımıza o. Kavaklara tutunur da gelir yanımıza kadar. Aramıza, yamacımıza girer. Yaralı suratı dünyadan payesini almıştır. Yamalı bohçası bin bir yükle dolmuştur. Sonra içine düşen dert, yemenisinin ucuna oya olmuştur. 

Rüzgarla ortak olur bir ıslık çalar fotoğrafın içinden bize. Tâ içimize; "Gel de gör nasıl sapasağlam çıktım fırtınalardan." diyecektir kadın. Biz zannederiz ki o yalnızlığında ölüyor, o içine göçmüş bir tepecik gibi sönmüş. Biz zannederiz ki kadın yalnız yemekten kilo almıştır. Oysa şişmiş vücudu günü geldiğinde eriyip bütün dişiliğiyle kendini ortaya çıkaracaktır. Oysa küllerinden doğmanın eşiğindedir. Yalnızca bizim anlamamız zaman alır.

15 Eylül 2021 Çarşamba

Aklım Sende

Fotoğraf alıntıdır.
Annemin kollarındayım bu sabah. Lavanta demledik, çikolatalı kruvasan kokusuyla gazete okuduk. Fincanı mermere bırakıp söylenme faslına geldik hızlıca. Senin kötülüğü, büyülü avuçlarının içine alıp erittiğin, atıllığı, tembelliği boğduğun fasıl bu fasıl. Parıldayan saçların sarılı kahveli yanıyor. Hem de yakıyor insanı. Sırmadan iplere dolanıyoruz. Güneş gibi doğuşun, ufukları tutuşturuşun ibret olsun cümle aleme. Cümle alem saçlarına dolansın memleketi kurtarmaya tutuşsun, yansın, kül olsun.

Benim aklım sende. Kaçmayı bir an bile düşünmedim. Kaçmayı düşünememek ne demektir? Çaresizlik?.. İç çekeyim desem yokluğunda, yapamıyorum. Lavanta kokusundan mıdır bilmem yüreğime bir yumru düşer oturur. Solukları birbirine karışan işçilerin nasırlı ellerindeyim şimdi. Nefes alamıyorum. Aklım sende. Sen değil miydin on yıla onbeş milyon genci sığdıran? Zaten az zamanda çok işler başaran senden başka kim olabilirdi? Aklımı senden nasıl çekip alayım? Senin varlığınla sarılmışken bu yurt dört baştan. Ben yurtsuzum adam. Sarıldıkça düşüyorum vatan kucağından. Peygamber avuçlarından ayrı düşüyorum. Boş duran birini görsen yüzün düşer senin. Kaşların çatılır. Gözlerin devrilir. Durmadan çalışıp ipi sırtlayacaktık biz. Biz, her yaştan, biz, senin gençliğin, hiç durmadan çalışacaktık. Öyle istememiş miydin? 

Huzurumu kaçıran işler yapıyorum adam. Ve gittiğin diyarlardan, senden, gelen hiç haber yok. Biz yılmaz bekçileri değil miydik kurduğun emanetin? Biz, dünyadan bîhaber değil... Kendimizden öteye düştük yalnızca. Biz içimizdeki asil kandan habersiziz, adam. Ancak benim aklım sende. Ben senden geçemiyorum. Onların ciğerleri ne kadar soğuduysa benim o kadar harlı... Tüm dünyayı dize getiren sen, emrinle tüm yurdu çelikten zırhlara bürüyen bizler... Şimdi, bir asır sonra yalnızca, bize ne olmuş olabilir adam? Biz bize ne yapmış olabiliriz? Kol kola, diş dişe, et ete geçen biz değil miydik? Bize ne oldu böyle? Nedir bu gevşemekler? Nedir bu hüzünlü, buruk haller? 

Şimdi senin gidişin, bize bıraktığın hasretli iç çekişler, özleyişler... Hüzünlü bir sürüklenişten başka hiçbir yarar sağlamıyor. Direncimizi, mutluluğumuzu, aşkımızı, tutkumuzu ellerimizden alan birileri yok oysa ki. Biz muhafaza etmeyi beceremedik. 

Biz Türk'üz adam. Göğüslerimiz örse yatırılıp dövülse de pişmekten gayrı zaaf göstermemekle yükümlüdür. Ki tunçtan bir siper olabilsin kurduğun ocağı duman duman tüten bu diyara. Bizden istediğin azmi, direnci, tutkuyu bırakmak, durmak Türk'e yaraşır mı? Hep en önden hep en ileriden. Bize mirasın değil miydi?.. Fırtınalara kapılmadan limana varmak. Bandırma'dan Samsun'a çıkmak. Bu savruluşumuzu yokluğuna mı borçluyuz? Sahipsizliğimize mi? Akılsızlığımıza mı? 

Benim aklım sende adam. Bir vuruluş vurulmuşum ki sarı saçlarına cayamıyorum. Benim aklım sende. Aklım sende, güneş gibi ışıldayan, deniz gibi saran, içime akan, dolan gözlerinde.

Uzlet Türküsü

  Azık ettim geçmişi kendime Yolum uzun sırtım terli ama gözümde bir direnç var Yanımda bir buruk nota bir yarım güfte Tamam olmayı be...