4 Mart 2023 Cumartesi

Herkesin Hergünkü Sıradanlığında Yıkılan Yalnız(lık) ve Tek Başına(lık)

bugün hangi birinize yazdığını Yalnız da bilmiyor. Yazıyor ama neden yazdığını da pek bilmiyor işin doğrusu. Kahve yanında. Sigarası yeni söndü. Duman da ne boğdu ama. Alışmak değişik bir duygu. Birinin varlığına alışmak onun yokluğunu kabullenmeyi bu kadar zorlaştırıyor olamaz. Yani olmamalıydı bu boşluk. Demek ki bundan köşe bucak kaçıyordu Yalnız sizden. Hepinizden. Tutulduğunda insanın dönüşeceği şeyi görüp korkmuştu belli ki. Bir daha birinin varlığına bu denli ihtiyaç duyabileceğini de bilmiyordu. Ta ki o güne kadar. Demek ki hala o iğrendiği şey var içinde bir yerlerde. Umut. Dünya yanarken, insanlar kıyımların cenderesinde can verirken bir sese, bir nefese ihtiyaç duymak... Ah ne arabesk? Pek komik haller bunlar mirim. Ama görüyorsun ki vaziyet bu. Notaların arasına karışan insandan bir parça olduğunda demek ki ölümsüzleşebiliyor an. Hala mümkün olsa gerek ölümsüzlük. Eh simyacılar boşuna aramamış o kadar ölümsüzlük iksirini. Ölümsüzlük iksiri Derrida'da yapısöküm, Heidegger'de hergünkülüğün sıradanlığında herkesin arasında yaşanan tek başınalığın yıkımı falan filan. Şimdi Yalnız ne herkese karışabiliyor ne de senden ona akan her şeye korkusuzca göğsünü açabiliyor. Ama kaçmak da mümkünatı olan bir şey gibi durmuyor. Şimdi geride bir tortu kalıyor Yalnız'a. Tortuların üstüne son defa kaynar su dökecek. Sonra su süzülecek. O süzülürken senden kalanlar karışacak ona. Seni Yalnız'a katacak. Beni senden bir şeye dönüştürecek. Şikayetçi değilim bundan. Sonlanmasından şikayet edebilirim de karışmaktan bir olmaktan şikayeti yok. Suç ortağı mı? Belki. Oyun arkadaşı mı? Evet. Diktiği, overlok makinasında dikişlere doyamadığı kumaşlardan farklı mısın? Evet. Canın yanıyor mu diye kontrol ediyor mu? Bazen. Çoğu zaman kimseye acımadığı gibi sana da acımıyor Yalnız. Oysa canın yansa önce sureten gülümser sana. Sağ gözüne bir damla yaş oturur. Gözünü kaçırır ufka bakar. Karanlıkta gözünü alan kentin ışıklarına döner bakar. İç çeker. Sen duymadan. Bir sitem kopar ufka karışır gözlerinden. Nefesi dolar taşar ağzından. Sen gidersen nefesine karışan küfürle devam eder yoluna. Gideceğinden de değil ama olur da ağzından çıkan küfre şahit olursan bir şeyler heba olur diye de korkmuyor değil hani. Karışmaya devam ederse bir gün kimin nerede başladığını ötekinin nerede bittiğini fark edemeyebilirsiniz. Biliyorsun en tehlikeli olanı da bu?.. Belki de ondan sonrası için tüm bu endişe. Yitiklik... Yitirilmiş hiçbir şeyin bu denli acıtmadığını biliyor Yalnız. Yitirilecek bir şeylerin olduğunu fark ettiğinde dönüşü olmayacak bir yolda olduğunu da anladı mirim. Şimdi sen kayıp giden bir yıldız gibi karış kendi dünyana. Ama dön. döndüğünde yeniden... Sapasağlam gel.

10 Ocak 2023 Salı

insan ne ister?

normal insanlar gibi yaşayabilmek isterim ben de. çünkü normal insanların yalanlar söyleyerek kanıp. kandırılıp. uyutarak. uyutularak yürüttükleri. hunharca kavgalar ettikleri. deli gibi aldatıp. aldatıldıkları ilişkileri var. aileleri var. her akşam aynı yemek masalarında oturup muhabbet ederken asla benliklerinin en ücra noktalarını açamadıkları. heyecanlarından bir parça bana da bulaşabilir belki. normal insanlar gibi yaşamak isterdim ben de. isterdim.

27 Aralık 2022 Salı

Hiçkimse Bitişik Yazılır Ya Da Artık Eskisi Kadar Sevmiyorum Seni

herkes hiçkimsedir. 

hiçkimse de herkestir. 

hepimiz birimiz. 

birimiz de hepimizdir. 

herkes vardır. 

hiçkimse yoktur. 

o zaman ne sen varsın ne de ben sende varım. 

o zaman kalplerimiz de birleşmedi hiç. 

kesişti yolun bir dönemecinde. 

bir uçurumun kıyısında. 

atlamak istedik ama cesaretini kimse toplayamadı, 

hiçkimseliğinden. 

şimdi sen hisli korkak bir savaşçı mısın? 

sen oradasın. 

ben buradayım. 

herkes şurada-burada-orada. 

herkes her yerdeyse sen de ben de şuradayız. 

o halde toparlan gel. 

ama nereye? 

gidelim. 

ama hangi şuraya? 

görelim ama hangi herkesi? 

ölelim ama önce dirilelim.

20 Aralık 2022 Salı

İstasyonla Beş Çayı Yapan Yolcu

İstasyonlara ev sahipliği yapan trenler gibiyim bugün, geliyor ve gidiyorum. Kimi geliyor. Kimi gidiyor. Biri geliyor. Biri gidiyor. Çay demliyorum. Limon damlatıyorum bardağıma. İçiyorum. Midem ekşiyor. Midem bulanıyor. Sabah da kahveyi fazla kaçırmıştım. Gastritim azıyor böyle anlarda. Üşüyorum. Sıkıntıdan mı? Kızgınlıktan mı? Bornozumu giydim. Isınırım belki. Her şeyi kırıp dökesim var. Hırsımı alacak bir şey bulamıyorum. Müzik dinliyorum. Serseri dalgalarımın vurduğu kayalıklar şimdi notalar. Hınçlandığımda sana, sularım dalga kıranda bekleşen herkesi yutacak gibi yükseliyor. Onları yutmak da var bu işin ucunda söyleşip durulmak da. Ama hangisi?



Duydum, Saçını Süpürge Etmişsin

seviyorum seni

ama numaranı kaydetmedim

özlüyorum çok

ama aramam şimdi kim ne derse desin

iki sokak ötedesin

ben koşmam yanına

yüreğimde kuyular kazan işçiler var bu gece

çıkıp gelmem ben ocağına

toz toprak dökerim

24 Eylül 2022 Cumartesi

En Sonra... Yaşam'a Dokunmak

Konuşacak kimsesi olmayan bir kimse eğer konuşacak birini aramaya başlarsa onun yanına yaklaşırım. Hele ki bunu hak ettiğini düşünmüşse. Usulca derim ona benim de başım çok ağrıyor. Sanırım ikimiz de yalnızız. Yarın vertigo atağım da tutar. Yaşamaktan da insanlardan da nefret ediyorum. Sonra yalnız olduğunu düşünen kişi kalkar ahkam kesmeye koyulur. Umutlar vardır der. Reklamların, dizilerin, toplumu sömüren şirketlerin sattığı rüyalardan bahseder. Her gün yeni bir umut ya hani... Göster ben de göreyim şu umut dediğin yenilir miymiş, içilir miymiş? Bazı insanlar harikalar. Umutlarını yitirmeyenler, insanlara umut satanlar, reklamcılar, metin yazarları, devrim liderleri, Atatürk mesela... Bu nasıl bir inanç?.. Bu insanlar gibi olamadığımı fark etmem çok uzun sürmedi elbette. Kendimi sıfır noktasında belki daha aşağıda bulduğumdan belki. Çocukluğumda da oyun oynamaktan kaçardım. Her defasında hasta rolünü ben alırdım. Gençliğimin bir döneminde yaşamın bu soğuk ve görünmez duvarlarını aşmak için geliştirdiğim savunma mekanizmalarım vardı. Bir dönem şefkat gösterdim her şeye. Cansız varlıklara, doğaya, hayvanlara. Ama gelgelelim konu insan olduğunda inat, intikam gibi duygular yaşama dokunmamda ya da onun bana dokunmasında katalizör görevi görüyordu. Hiç bir şey yoksa güç alacak bir dayanak noktası bulurdum kendime. Ancak... Artık yok. Umut duygusu bu köhnemiş dünya için fazla beyaz, fazla saf, fazla uhrevi... Her şeyi yitirdiğim gibi onu da bu oyunun başında kaybetmiştim zaten ben. Şimdi uğruna direnç göstereceğim hiçbir şeyim kalmadı elimde. anlamını yitirdi dünya. Renkler de yok olup terk ettiler beni. Ki onlardan başka avuçlarımı boyayacağım bir şeyim yoktu ellerimde. Eskiden hiç bir şeyim yoksa siyahlarım ve beyazlarım olurdu. Şimdi yalnızca griler var. Gözlerim başka renk görmüyor. Kurşuni bir gri yalnızca... Beyaz yoksa umut yoktur. Seçkinlerin allayıp pullayıp satamadığı şeylerin rengi beyaz değildir. Siyah yoksa günah yoktur. Şeytan ve günah hatta günah keçileri hep siyahtır. Oysa gri... Sonsuzluğun belirsizliğine işleyen o en güzel renk her yeri kuşattığında ölümün gurup vakti gelmiştir. 

Yalnız'dan Yaşam'a...

29 Ağustos 2022 Pazartesi

Hep Sonra...

Resim:
John Collier

Şu içi boş sözler... İnsanı aldatan yan gülüşler... Yarım. Yalan bakışlar... Hepsini topla. Bir torbada biriktir. Al yanına. Al. Sonra git. Anlaşılmayan değersiz. Cehalet. Verdiği küstahlık. Şu kendinden emin hükümranlık. Oyun. Susayım isterdin. Sessizce gözlemleyeyim. İsterdin. En müphem arzun gözleriyle derinliklerine inen insanların haklarını ihlal etmek. Şu senin kendine has alaycılığın... Hep vasat. Hatta vasatın altında kalan hallerin. İlkel doğruların. Hep sonra. Bekliyorum. Hep sonra. Beklemekle geçiremediğim. Onaramadığım sahtelik. Hep vasat. Bir kuyudan çıkar gelirim. Yanına. Sırtım balçıkla sıvalı. Ensemden sarkan saçlarım dansına eşlik etmek için ödevlerle yüklü tarçın hammal. Ben hayır diye haykırmak isterim. Sen. Sesimi kısmak istersin. 

Lilith ben. Tanıdın mı beni? Hani şu uzakların uzağı. O uzun sonu belirsiz tünelin ucundaki ışık olayım istersin. Sen. Ama gölgelerle birlikte şarkılar tuttururum. Ben. Keskin virajlarda seni alt ederim. Bir ağacın puslu gövdesine yanaşır oturursak eğer altına... Ben bağdaş kurarım. Sen. Uzanır. Yanına davet edersin. Başımı omzuna koymam. Ben. Ancak. Uzağına ilişirim. Hem yakın hep uzak... Doğamla yüzleşmek canını sıktıkça girdap olur şiddetlenirsin. Sen. Ne bulursa kendine katansın. Aldanırım. Sanırsın ki. Aldatırsın hep. Dersin ki; ağaçlarla konuşurum sık sık. Ben derim ki; onlar dallanır. Tüm evrene yayılmağa açılır. Ağaçla bir olup evrene yayılmak istersin. Sen. Ben yılanlarla deri değiştirmeğe dururum. İlk defa gözlerim yüzünle buluşur. Son defa başımı omzuna koymağa direnirim. İlk defa otlarla nefesleniriz. Son defa duman olur yapraklardan havaya karışırız. Şimdi. Ben. Doğadan topladığım özlerle yoluma devam ediyorum. Artık. Sen. Burada değilsin. 

Hep sonra... 

Beklemem ki... 

İsyanıma hak veresin...

Uzlet Türküsü

  Azık ettim geçmişi kendime Yolum uzun sırtım terli ama gözümde bir direnç var Yanımda bir buruk nota bir yarım güfte Tamam olmayı be...